Shorhan

"Barbarlık Varsa Bilgelik de Vardı"

                                                                    

Ahmet Garip 'in fantastik romanı "Shorhan" ı online olarak okuyabilirsiniz

                             

Birinci Bölüm

"Bütün Aşklarda Sınanmadan Sevdana Sevda Demeyeceğim"

 

İkinci Bölüm

"İlahların Cezası
Vadi Yolunda Büyücülerle Savaş"

 

Üçüncü Bölüm

"Lacond Söylentisi"

 

Dördüncü Bölüm

"Koşin ve Duran Birliği"

 

Beşinci Bölüm

"Güney’in Kalbi Vadide Atıyordu"

 

Altıncı Bölüm

"Umut Doğar Umutsuzluktan, Bir Dost Gözü Görmeye Gör"

 

Yedinci Bölüm

"Kavga Sürüyor"

 

Sekizinci Bölüm

"Kader Kedersiz Aşılmamıştır Hiç "

 

Dokuzuncu Bölüm

"Sıcak Çayır Savaşı "

 

Onuncu Bölüm

"Düşüşlerin Habercisiydi Zaman"

 

Onbirinci Bölüm

"Vadideki Şüphe"

 

Onikinci Bölüm

"Tanrılar Ovası’nda Tarih Akıyordu"

 

Onüçüncü Bölüm

"Elçilere Zeval Olmaz"

 

"Ondördüncü Bölüm"

“Tarih Olur, Yiğitçe Bir Cesarete Denk Geldiğinde Zaman”

 

"Onbeşinci Bölüm"

“Sıra Bizde Ulular”

 

"Onaltıncı Bölüm"

“Hayat Dengeleri Gözetir”

 

"OnyedinciBölüm"

 “Yolcular Yolda Gerek, Sorumlular İyileştirsin Güney’in Yaralarını”

 

Yedinci Bölüm

"Kavga Sürüyor"

                                                                                   “Ölüm kapıyı çalmadıkça
hiçbir güç durduramazdı onu.”

Bir Alamoon sözü
 

Ruz gözlerini açtığında, Nek'i başında nöbet tutarken buldu. Nek'in gözleri parlamıştı.

"Çok kan kaybettin Ruz, dinlenmende fayda var." dedi.

Ruz, "Sözler çoğunlukla değiştirmez hayatı ve yenmez gözü dönmüşleri, haydi devam." diye yanıtladı. Ancak acıyla sağ kolunun üzerine düştü. Nek, Ruz'un kalkmasına yardım etti. Ruz kalkar kalkmaz atını istedi ve birkaç hareket yaptı. Durumundan memnundu. "Nek, hekimlikte efsanevi Firuz'a en yakınımızın sen olduğunu bilirdim ama hekimliğinin de kılıcın kadar amansız olduğunu bilmezdim. Eline sağlık" dedi.

Nek, "Acele etme Ruz, birliği çoktan gönderdim. RüzgârlıTepe'ye kadar pusularda kırabildikleri kadarını kıracaklar." diye yanıtladı.
Ruz'un yüzü aydınlandı, Nek'e sarılıp öptü. "Bu yönünü de ilk kez görüyorum Nek. Akıl ve gönül birlikte olduğunda, ancak olur yapar olmazları ve ancak o zaman açılır kapalı zannedilen tüm kapılar."

Ruz'un ata binmesine yardım eden iki savaşçı, onun oklarını, yayını, kama ve kılıcını da yerleştirmişlerdi Ruz'un üstüne ve atın terkisine. Hepsi birlikte on kişi kalmışlardı. Nek en önde, Ruz arkada devam ettiler. Yarım güneş adımı yol aldıklarında pusularda kırılan rek askerlerinin cesetlerine rastlamaya başlamışlardı. Bir süre  daha gittiklerinde, biri yaralı, diğeri ölmüş iki arkadaşlarına rastladılar.

"Beni size haberci bıraktılar." dedi yaralı savaşçı. "Rekler çok büyük kayıp verdiler. Ama hâlâ muazzam büyüklükteler. Nedense durup bizimle savaşmıyorlar. Sadece pusu kurduğumuz grup savaşıyor. O kadar çok efsunlanmışlar ki, gözleri ne bizi, ne kendilerini görüyor.Ya da ben öyle sandım" dedi.

Ruz savaşçının yarasına baktı. Nek, heybesinden çıkardığı bir bezi, bir yaprak eşliğinde savaşçının yarasına bastırdı ve sardı.

"Gelmek ister misin, yoksa dönüşümüz olursa, döndüğümüzde mi alalım seni?" diye sordular.

Savaşçı, "Hâlâ iyi ok atabilirim, beni de alın" dedi.

Ruz, başını salladı. Arkadaki iki atlıdan biri, yaralıyı arkasına aldı. Yarım güneş adımı sonra, Rüzgârlı Tepe'ye iyice yaklaşmışlardı. RüzgârlıTepe'nin aksine, yamaçlar sık ağaçlık ve ormanlıktı. Yavaşlamaya başladılar. Büyücülerin ordusunun gürültüsü ve toz bulutu, iyice belli oluyordu. Nek elini kaldırdı ve tüm grubu durdurdu. İleride patikalardan oluşan bir tepe yolunun etrafındaki ağaçların üstünde ve yan bölgelerinde pusuya yatmış savaşçılar ve ordunun son birlikleri görülüyordu.

Ruz, "Çok tehlikeli bir yerde pusu kurmuşlar, onlara destek vermemiz gerekecek Nek, üstelik geriyi kontrol eden birlik, iyice kalabalıklaştırılmış. Reklerin tedirgin bir havası var. Umarım pusu kurarken, pusu yemez bizimkiler. Yaklaşmalıyız" dedi.

Ordunun ilerideki bölümü ile 400 kişi kadar olan, geri güvenlik birliği arasında 300- 400 adımlık bir mesafe vardı. Fakat yavaş gidiyorlardı. Saldırı anlaşıldığında tüm ordu geri dönebilir ve bu Ruz grubunun sonu olurdu. Nek, el işaretleri ile, ileride pusu kuran gruba durumun vehametini anlatmaya çalışıyordu. Pusu kuran grup, çoktan Ruz'ların gelişini fark etmiş ve onlara geri bölgeyi tutmaları için işaret göndermişlerdi. Asıl ordu ise, tepeye iyice yaklaşmasına rağmen, durma eğilimi göstermemişti.

Ruz, "Bunlar tepeyi geçip gideceklermiş gibi yol alıyor Nek" diye kaygısını belirtti.

Nek, "Tanrılar Ovası’nın bu yönde olduğuna dair dedikodular yok değildir Ruz" diyerek, onun kaygısını paylaştı.

"Bu iyi mi, kötü mü bilmiyorum Nek" dedi Ruz ve devam etti. "Umarım Zena bir sürprizle karşılaşmaz vaktinden önce."

"Bu ordunun kendisinden başka bir sürprize ihtiyacı yok bence Ruz." dedi Nek.

O sırada, rek böğürtüleri duyulmaya başlamıştı. Ruz'un arkadaşları saldırıyı başlatmıştı.
"Yaklaşalım Nek, geriye dönenleri zamanında avlamalıyız, yoksa tehlikeli olabilirler." diyen, Ruz, pusu bölgesine yaklaşmaya başladı.

Ruz'un ilerideki yoldaşları, durmaksızın oklarını yaylarına yerleştiriyor, atıyor ve yer değiştiriyorlardı. Gerideki ordunun büyücüleri bağırış, çağırış içinde komutlar veriyor, bir oraya bir buraya sıçrıyorlardı. İki büyücü, iki yüz kadar Rek alarak geriye doğru yöneldiler. Amaçlarının, pusu kuran grubu arkadan sarmak olduğu anlaşılıyordu. Geriye kalan iki yüz kadar rek, atlarından inmiş, mevzilenmiş ve saldırı gelen yöne ok yağmuruna başlamışlardı.

Nek bağırdı. "Ruz, geriye gelen bu gruba saldırmalıyız, yoksa savaşçılar telef olacak."

Ruz'un grubu ise çok küçüktü. Ruz bir an kararsız kaldı. O sırada yanlarından geçen oklarla şaşırdı ve geriye döndüğünde, Koşin ve Duran'ı gördü. Rahatlamış bir sesle haykırdı."İşte şimdi oldu Nek, umut doğar umutsuzluktan, bir dost gözü, görmeye gör" dedi ve ileri atıldı.

Geriye gelmekte olan rek grubu, on kişilik bir grubun kendilerine saldırmakta olduğunu anladıklarında ise, üstlerine yağan onlarca oktan şaşkınlığa düşmüşlerdi. Oysa Güney’de, Ova’nın oku hedefine ulaştığında, sahipleri şafakta olabilir"  diye herkesin bildiği bir söz vardı.  Henüz kimse sırrına erememişti o yayların ve okların. Ruz ve Nek, kılıçlarını çekmiş ilk reklere savururken, arkadan gelen Koşin ve Duran grubunun okları önlerini açmaya devam ediyordu.
Aynı anda mevzilenen ve ok yağdıran ilerideki rek grubu, bir diğer saldırıyla şaşkınlığa uğramış ve paniğe kapılmışlardı. Sağ taraftan pusu atan Ruz savaşçılarının aksi yönünden ok yağmuru geliyordu reklere. 100 kişilik bir atlı grubunun, ellerinde kılıçlarla ağaçların arasından dört nala kendilerine yaklaşmakta olduğunu görmeleri, devzul ve büyücülerin bile kanını dondurmuştu.

Bir haykırışla irkildiler. "Brahm adına Zena…, tüm savaşçılar…, kıyım zamanıdır..."

Shorhan Met ve savaşçıları, son anda yetişmişlerdi. Çünkü 200 kişilik rek grubunun ok yağmuruyla, pusuya yatan Ruz'un ilerideki pusu grubu iki kayıp vermiş, ve üstlerine yağan rek oklarıyla saldıramaz durumda kalmıştı. Shorhan Met, reklerin arasına uzun kılıcıyla daldığında, bir devzul ve iki büyücü kaçmaya çalışıyor, Rekler, oraya buraya dağılıyordu. Geride ise iyice azalmış Reklerin arasından iki büyücü çıkmış, bağırıp çağırıyor ve rekleri cesaretlendirmeye çalışıyor, bu arada yağan oklardan kurtulmaya çabalıyorlardı. Rekleri doğrayan, Ruz'u fark eden iki büyücü, arkalarına rekleri de alarak Ruz'un üstüne hücum ettiler. Aynı anda Ruz ve Nek atlarını büyücülere doğru sürdüler.

Nek bağırdı. "Ruz geride kal!"

Ruz, duymadı bile. Büyücülerle karşı karşıya geldiklerinde, Ruz'dan önce, arkadan yetişen Koşin ve Duran'ın kılıçları büyücüleri doğradı. Shorhan Met, geriye doğru püskürttüğü reklerin üzerine doğru gelirken, Ruz'a ve diğerlerine yaklaşıyordu. Arada kaldıklarını fark eden az sayıda rek, silahlarını attılar.

Elinde kılıcı kalan tek bir devzuldu. "Sana bir şans verilmişti savaşçı" dedi devzul ve Shorhan'ın üstüne doğru havaya sıçrayıp, parendeler atarak, hücum etti. Ama havada onu alnından vuran bir okla, Shorhan Met'in üstüne düştü. Yerde can çekişirken, okun nerden geldiğini anlamamanın şaşkınlığıyla, okun sahibini arayan gözlerle ve son gücüyle etrafına bakınıyordu.

Shorhan Met'de Ruz tayfasına baktı ama onlarda okun nereden geldiğini anlamak için Koşin grubuna bakıyordu. Koşin, Duran ve savaşçılar ise birbirine bakıyordu. Bu arada yakın bir ağacın üzerinden, sakince, elinde yayıyla Raydım indi.

"Takla atan güvercinleri vururken bile bu kadar kolay olmamıştı. Hiç bu kadar efsunlandıklarını görmemiştim." diye bağırdı sevinçle. Shorhan Met atından inmiş, Raydım'ı kucaklayıp, havaya kaldırmıştı. Tüm savaşçılar kahkahalarla gülüyordu.

Reklerin ilerideki devasa ordusu, tepeyi aşmış yoluna devam ediyordu.