Shorhan

"Barbarlık Varsa Bilgelik de Vardı"

                                                                    

 

Ahmet Garip 'in fantastik romanı "Shorhan" ı online olarak okuyabilirsiniz

 

                             

Birinci Bölüm

"Bütün Aşklarda Sınanmadan Sevdana Sevda Demeyeceğim"

 

İkinci Bölüm

"İlahların Cezası
Vadi Yolunda Büyücülerle Savaş"

 

Üçüncü Bölüm

"Lacond Söylentisi"

 

Dördüncü Bölüm

"Koşin ve Duran Birliği"

 

Beşinci Bölüm

"Güney’in Kalbi Vadide Atıyordu"

 

Altıncı Bölüm

"Umut Doğar Umutsuzluktan, Bir Dost Gözü Görmeye Gör"

 

Yedinci Bölüm

"Kavga Sürüyor"

 

Sekizinci Bölüm

"Kader Kedersiz Aşılmamıştır Hiç "

 

Dokuzuncu Bölüm

"Sıcak Çayır Savaşı "

 

Onuncu Bölüm

"Düşüşlerin Habercisiydi Zaman"

 

Onbirinci Bölüm

"Vadideki Şüphe"

 

Onikinci Bölüm

"Tanrılar Ovası’nda Tarih Akıyordu"

 

Onüçüncü Bölüm

"Elçilere Zeval Olmaz"

 

"Ondördüncü Bölüm"

“Tarih Olur, Yiğitçe Bir Cesarete Denk Geldiğinde Zaman”

 

"Onbeşinci Bölüm"

“Sıra Bizde Ulular”

 

"Onaltıncı Bölüm"

“Hayat Dengeleri Gözetir”

 

"OnyedinciBölüm"

 “Yolcular Yolda Gerek, Sorumlular İyileştirsin Güney’in Yaralarını”

 

 

Dördüncü Bölüm

"Koşin ve Duran Birliği"                                                                                                           

                                                                                  "Aydınlığın resmini çizenler ve onu yaratanların,
yaşamlarından karanlığın izini bilerek ve isteyerek sürekli silenlerin
anlatmaya ihtiyacı olmaz kendilerini. Zaten gerek de kalmaz.
Yaşama atılmış tek bir güzellik bile, tanımaz, hiçbir engeli,
yaşamın tüm renklerine kendini sindirmek için” (Savaşçı Ruz sözüdür)
 

 

Saatlerdir ölü ağaçlara saldırmaktan iyice yorulduğunda, balta bir elinde yanına düştü. Öylece ayakta dikiliyordu ve bu dakikalarca sürdü. Gözü açıktı ama kıpırdamıyordu.
"Shorhan" dedi tanrıça, "Shorhan, benim Zena." Shorhan elini uzattı ama erişemiyordu. "Shorhan, sarhoşluk zamanı değil, topla kendini."

"Bunun sebebini biliyorsun, bu seninle ilgili." dedi Shorhan.

"Evet biliyorum. Senin bu tür duygularına sebep olmaktan dolayı pişman mıyım, değil miyim bilmiyorum" dedi ve devam etti,"Fakat Shorhan, bazı zamanlar vardır. Zaman insanı aşar ve insan ötesine geçmek zorundadır kendinin. Belki bir tarafa koymak değil kendini ama kendinle birlikte başka çok daha büyük bir zamanın içine atmak gerekir benliğini. Belki herkes için geçerli değil bu, ama senin ve benim için geçerli. Ben de benzer duygular içindeyim ve aynı yarım kalmışlık ve yaşayamamışlık seni vurduğu gibi beni de vuruyor. Ama bu sadece bir duygu. Dünya geçiyor Shorhan ve geçiş yolları seni de aşar beni de. Üç büyük güç karar verecek eskiye ve yeniye. Düşmanın işi kolay, o çırılçıplak ve acımasız bir gerçek üzerinde hareket ediyor. Biz ise umut ve hayallerle malülüz. Bu yüzden çok güçlü ve tam kendimizde olmamız gerek." Bakışları Shorhan'ın gözlerine kilitlenmişti.

Shorhan Met, "Seni yeniden görmek, dokunmak, işitmek, hissetmek o kadar çok istemiştim ki" diyebildi.

Zena iyice yaklaştı Shorhan'a. Shorhan sanki Zena'nın kokusunu duyabiliyordu. Ve Zena'dan gelen bir rüzgâr her yanında ılık bir şekilde esiyordu. "Shorhan" dedi Zena, "güçsüz ve yaralıyım. Eski kapılar kapanıyor, yeni kapılar açılmıyor. Sıkışmış bir haldeyim. Yeni yolların açılacağı bu zamanda, hangi yollardan gelip, hangi yolda yürürüz bilmiyorum. Ama bunu öğrenmenin bir yolu var. Yaşamak, yol almak, ayakta durmak, aklın ve gönlün sağlığını korumak. Ben başka bir yol bilmiyorum."

Shorhan, "Zena neredesin?" diyebildi.

Zena giderek uzaklaşırken, "Yakında yanında olacağım Shorhan. Senin sevgin kadar mı bilmiyorum ama bilmek istersen ben de seni seviyorum, ama bu hiçbir şeyi halletmiyor. Çokluk ve umut getirmiyor." dedi.

Zena kaybolduğunda Shorhan elini uzatmış ona yetişmeye çalışıyordu.Gözcüleri onun bu halini gördüler. Kendi kendine konuşuyor ve birini tutmak istercesine elini uzatıyordu. Shorhan gözlerini açtığında yalnızdı. Ama içinde ve her yanında müthiş sevdalı bir kokunun izleri vardı.

 

Kamptaki Haberler

 

Saatler sonra gece vaktiydi. Ay ortalarda yoktu ama tüm yıldızlar sanki görünür olmuştu. Denize vuran yakamozlar gibi ormandaki ağaçların yapraklarında ışıklar salınıyordu. Gölgeler takip altındaydı. Vadi’deki kamp çadırlarının ortasındaki yemek masası genç, sağlıklı erkek ve kadın savaşçılarla dolmuştu. Neşeliydiler ve güvenleri yerinde görünüyordu.

Ruz en büyük çadıra koşarak girdi. "Shorhan kuzeydeki gruptan haberci geldi, çatışmalar, çıkmış" dedi.

"Gel Ruz, otur ve anlat" dedi Shorhan. İçeride Alamoon ve Seyn vardı. Ruz devam etti, "Grup, yolların sessizliğini denetlerken, öncülerden gelen haberlerle büyük bir rek grubunun dağılarak tüm yolların geçişlerine yöneldiğini haber almışlar. Onlar da iki gruba ayrılıp, rastladıkları tüm rek gruplarına saldırmışlar. Çoğunu kırıp geçirmişler. Bir kısmı kaçmış. Ele geçirdiklerinden, büyük rek gruplarının ölümsüz büyücüler ve genç devzullar eşliğinde kuzeye hareket ettiğini öğrenmişler. Oraya varmaları en az iki gün sürermiş" dedi Ruz ve dinlemeye koyuldu. Gözleri, odadakilerin gözlerinde dolaşıyor, bir cevap arıyordu.

"Çok az zamanımız var." dedi Shorhan. "Bize en az üç dört gün gerekli." Alamoon düşünceliydi.

Ruz kamptan bir gencin işaretiyle dışarı çıktı. Dakikalar sonra içeri girdiğinde, "Bir kötü haber daha geldi." dedi. "Güneyin ortasından haber geldi. Büyük bir rek grubu, Alamoon'un Zena'yı bulduğu noktaya hareket etmiş."

"Zena'nın yolunu kesecekler" diye fısıldadı. Alamoon kendi kendine. Ortalığı sessizlik kaplamıştı.

"O zaman danışmayı kısa tutalım ve onlar gelmeden geçiş yollarını tutalım" dedi Seyn.

"Olmaz" diye yanıtladı Alamoon, "Asıl misafirimiz gelmedi daha ve üstelik onlarca belki yüzlerce yılın kapılarını açacak ya da sonsuza kadar bir daha açılmamak üzere kapatacak adımlar atılacakken, danışma kısa tutulamaz."

Yine bir sessizlik çöktü.

Sonunda Ruz konuştu. "Bu işi bana bırakın. Buradan küçük bir grup alayım ve kendi birliğimi de konakladığı köyden alıp önce orta güneydeki işi halledeyim sonra Kuzey’in yollarını tutarım. Onların geçişini tümüyle engelleyemeyiz ama kuzeye yıpranmış olarak giderler."

"Senin yiğitliğini bilmeyen yoktur Ruz. Ama burada senin umutlu keskin ve açık, uzak görüşlü fikirlerine ihtiyacımız var." dedi Alamoon.

"Bilge babam, benim bildiklerim sizin de bildiklerinizdir. Biliyorum buna ne diyeceğini, 'her usul başka türlü akar, her akılda ve gönülde ve başka türlü çıkar ortaya,' ama ben umudun sesi olurum her zaman. Umutsuzluğun ya da kapanmış kapıların dahilinde yaşamayı kabullenmedim ve öğütlemedim hiç. Kapanan eski yolları açmaya çalışalım, açık olan yeni yollarda yolcu olalım. Açılması gereken yeni yolları açalım, gerekirse yolun taşları olalım. Benim yüzüm geleceğe dönük geçmişe değil. Ama bugünü kurtarmak mümkünse bugün için savaşmayı yeğlerim. Buna izin verin" dedi ve çadırdan çıktı.

Shorhan, Alamoon'a baktı. "Gayet açık ve net bence" dedi. "Ruz'a güç verelim iki günlük yıpratma savaşını sürdürsün, sonra biz yetişiriz." Alamoon hâlâ derin derin düşünüyordu.

Çadırın önünden yine Ruz'u çağırdılar. Birkaç dakika sonra Ruz döndü."Kuzey’den yeni bir haber var. İyi bir haber mi bilemem." dedi ve devam etti, "Kuzeyin savaşçısı Duran on kişilik bir grubu dar geçitlere pusu kurmaya göndermiş"

"Bu iyi bir haber" dedi Seyn, "Sen yetişene kadar onlar ellerini bile değdirmeden epey zaiyat verdirirler. Dar geçitler bu iş için çok uygun. Büyücüler de, genç devzullar da o geçitlerde çaresizdir."

"Evet," dedi Alamoon. "şimdi oldu Ruz, yarın şafakla yola çıkarsınız. Yalnız bir önerim daha var; nasıl karşılarsınız bilmiyorum ama gün bitiminde Raydım çocukla geçirdim tüm vaktimi. Arkadaşı Küçük Met, Zena'nın koruyucusu şu an. Pusu onlara kuruluyor, Küçük Met de, Raydım da bölgeyi, her taşı ve ağacına kadar tanıyorlar. Ruz, Raydım'ı da yanına alsın."

"Bilge babam, güneyin her karış toprağında savaştığımı biliyorsun, buna rağmen bir çocuğu bana rehber yapmak istiyorsun. Bir bildiğin vardır diye düşünüyorum. Tersine düşünen yoksa hazırlıklarımı yapmak üzere ayrılıyorum." Herkesle tek tek kucaklaştı ve ayrıldı Ruz.

 

Klanların Toplantısı Başlıyor

 

Grup çadırdan çıkarak toplantı ve yemek masasındaki yerini aldı.
Herkes gözlerini Alamoon ve Shorhan Met'e dikmişti. Alamoon ayağa kalkarak konuşmaya başladı.

"Güney’in, kuzey sınırının, güneybatı ve güneydoğu'nun yiğit savaşçıları ve bilgeleri, buraya niçin geldiğinizi ve çağrıldığınızı biliyorsunuz. Batının ve doğunun kapılarının ve tüm yollarının bize kapatıldığının üzerinden, hatırlamadığımız kadar uzun zamanlar geçti. Büyücüler ve ilah bozuntuları başımıza öylesine lanetler yağdırdılar ki, günümüzü kurtarma çabasından kurtulup, doğunun ve batının kapılarını zorlayamadık bile. Çabalarımız bir iki başarısız deneyimden öteye geçemedi. Evlatlarımızın önemli bir kısmı efsunlanmış rek savaşçıları olarak büyücülere ve karanlığın devzullarına saf oldular. Dışarıdan getirilen, devşirme rekleri saymıyorum bile. Karanlığın gücü öylesine arttı ve kendilerine o kadar güvenmeye başladılar ki, köylerimizin ödediği bedelleri kat kat artırmaya başladılar. Bedelleri ödemekle bitmedi hiçbir şey, kadınlarımıza ve çocuklarımıza el attılar. Yaşlılarımızı beslemeyi bile yasaklamaya başladılar. Reklerin giremediği, bedel ödemeyi reddeden köylerimiz iyice azaldı. Kaçış ve göç yolları da kapatıldı. Güney’in tüm bilgeleri ve savaşçıları ilk kez bu şekilde yaşanamayacağı konusunda birleşti. Nefes alınamaz yaşamımız kurtarılmayı bekliyor. Ya kurtarılacak, ya da son nefesimizi vereceğiz. Karanlığın büyücüleri ve onların komutanları devzulları kendi küçük çıkarları için Güney’e çağıran bilgelerden ve savaşçılardan artık hiçbiri yaşamıyor. Sandılar ki, onlar gelince, Güney’in insanlarına egemen olmaları için destek verecekler. Oysa büyücü ve devzullar kendi egemenliklerini kurdular. Klanımız dışında, ilk günden beri savaşan klan, neredeyse yoktur. Bütün klanlar zarar görmedikleri sürece seslerini çıkarmadılar. Bir kısmı egemenlik alanlarını kaybetmeye başladıkça, savaşmaya başladı. Büyük bir kısmı ise savaşmayı bırakın, yaşamaya bile halleri kalmadığında fark ettiler ancak tehlikenin büyüklüğünü. Fakat o zaman direnecek güçleri kalmamıştı.

Belli ki varolan direnişle ancak bir süre daha bugünkü imkanlar korunabilir. Yoksa hepimiz köleleştirileceğiz. Eskiyi geri getirmemiz mümkün değil, bugünü korumak mümkün değil. Bütün klanlar yüzünü geleceğe çevirmekte birleşti. Şimdi geleceğimizi konuşacağız, ve neler yapacağımızı. Gelecek sade burada kararlaştırılmayacak. Tek ittifakımız Zena'nın Bilgeler Klanı’ da bugün, yarın ve diğer gün kararlar alacaklar. Diğer gün Tanrıça burada olacak. Zena'nın önünü kesmek için, karanlığın güçleri harekete geçtiler. Bizim güçlerimiz de, yiğit Ruz önderliğinde harekete geçti. Elimizi çabuk tutmamız gerek."

Alamoon sözünü bitirir bitirmez yedi-sekiz klan bilgesi birden ayağa kalkıp konuşmaya başladı. Sonra birbirlerine bakıp, en yaşlılarına cevap hakkı sunup oturdular.

Yaşlı bilge sakin ama sert bir ses tonuyla konuşmaya başladı. "Alamoon, düşünceleriniz ve yaptıklarınız klanıma ve bir çok klana güven vermiyor. Gerçek dışı şeylerle uğraştığınıza dair bilgiler alıyoruz. Hayaller yaymaya çalışıyorsunuz. Bizler yolları ve kapıları kapalı batıyı ve doğuyu merak etmiyoruz. Kuzeyde hiçbir şey olmadığına inanıyoruz. Lacond'un sadece bir efsane olduğunu biliyoruz. Hayaller yaymaktansa bütün gücümüzü birleştirip, büyücüleri ve devzulları  Güney’den kovana kadar savaşalım. Ben bunu bilir bunu söylerim."

Birçok klan şefi ellerini kaldırarak onayladıklarını belirttiler.

Savaşçı bir gelenekten geldiği belli olan, yaşlı bir kadın bilge ayağa kalktı. Herkes ona Sena derdi. Sakince konuştu. "Alamoon'un düşüncelerini tam olarak bilmiyorum ama klanlarımız uzun süredir omuz omuza savaşıyor. Her adımınızda en yakın ittifakınız olacağız. Ancak klanım yollara önderlik edecek bilgelik ve güçte değildir. Size tabiyiz" diyerek, biraz önce konuşan ve onu destekleyen bilgelere döndü. "Sizler hiç savaşmayanlar ya da savaşmaya yeni başlayanlar, diliniz sert, sözleriniz keskin, aklınız ve gönlünüz dardır. Sözlerinizden savaştan ne kadar uzak olduğunuz anlaşılıyor. Bir oyun gibi bahsediyorsunuz savaştan. Acılarımızı yaşamadığınız ve onlara ortak olmadığınız ne kadar da belli oluyor. Karşımızdaki gücün neler yaptığına yeterince şahit olmadığınız ve bizlerin de abarttığını düşündüğünüz için, karanlığın neler yapabileceğini hayal bile edemiyorsunuz" dedi ve oturdu.

Alamoon, Sena'ya sevgi dolu gözlerle baktı ve teşekkür etti. Sena'da Alamoon'un gözlerindeki sevgiye aynı sevgiyle cevap verdi.

Masanın başında olan genç bir kadın savaşçı kalktı. Bilgesinin izniyle konuşmaya başladı. Herkes onu, Şila diye tanırdı. Güneybatı klanları onun ve onun savaşçıları sayesinde nefes alıyordu.

"Savaştan ve silahlardan nefret eden bir klan ve savaşçılar adına konuşuyorum." Şila baştan aşağı silahlıydı ve çok sert bir görünüşü vardı. "Sizlerin hayal dediğiniz, bizim gerçeğimizdir. Kapıları ve yolları zorlamak aklınıza bile gelmezken, Shorhan Met ve savaşçılarıyla batı kapılarından da, doğu kapılarından da girdik ve uzun yollar aldık. Yeterince desteklenmediğimiz için daha ilerilere gidemedik, Lacond savaşçıları bir efsane olabilir ancak bilgelerimizin akıllarında ve arşivlerimizdedir tüm gerçekler. Yiğit ve alçakgönüllü savaşçıları hayal etmeye neden böyle tepki gösteriyorsunuz. Eğer Lacondo savaşçıları ve onların yaşamları, klanları yoksa bile onu burada yaratmak düşmez mi bize?" Sözlerini, bir bilge, sert sesiyle kesti ve ayağa kalkarak konuşmaya başladı.

"Biz işte bu hayalleri konuşmak istemiyoruz, inandığınız şeyler inancımız değildir" diye uzun bir konuşma yaptı.

Tartışmalar gece boyunca sürdü.

 Herkes çekildiğinde şafağa doğru Shorhan, Ruz, Raydım ve on savaşçıyı yolcu ediyordu. "Büyücülerden ve genç devzullardan uzak dur kız" dedi Shorhan, "Kendine dikkat et" Ruz başını salladı, tüm savaşçılarla kucaklaştı Shorhan. "Raydım, sözlerimi sakın unutma" diye uyardı çocuğu. Atlılar gözden kaybolana kadar izledi onları. Çadırına döndü ve yattı. Rüyasında Zena'yı çok sağlıklı ve neşeli gördü. Gönlü rahatlamıştı.

 

Kuzey’in Efsanesi Duran ve Tanrıça Koşin


Şafak söküyordu, alacakaranlık neredeyse tükeniyordu. Duran, odun doğrar gibi doğramıştı rekleri. Çok kalabalıktılar, tuzağa düşmüşlerdi, tuzak kurarken. Otuz kişilik bir rek grubuna on kişiyle saldırmışlardı. Ancak iki grubun da kendilerini gözetlediğinden haberleri yoktu. Duran ve arkadaşları gece boyunca yürüttükleri saldırılardan iyice yorulmuşlardı. Son saldırıda ancak bir grubu yok edebilmişlerdi ve etrafları altmış kişilik bir rek grubuyla kuşatılmıştı. Rekler efsunlanmış olduklarından çatışma uzadıkça yavaşlıyorlardı. Ama bu iki grup çatışmaya daha yeni katılmıştı.

"Buradan kurtuluş yok Duran." diye bağırdı bir savaşçı.

Diğeri son nefesiyle bağırıyordu, "Duran bir tarafa yüklenip, açmaya çalışalım yoksa bitiyoruz."

Duran bir büyücüyü biçmişti, ve rekler bir büyücü ya da devzulu kaybettiklerinde iyice saldırganlaşıyorlardı.

 Bir büyücü bağırdı. "Ne oldu Duran, her şey buraya kadarmış. Döktüğün kanın, yaktığın canın ve kurduğun pusuların hesabını verme vaktidir. Kuzey yollarını denetleyebileceğini mi sanmıştın?" Büyücü gözlerinden ateş saçarak Reklere baktı ve, "Saldırın" diye bağırdı. Rekler küçük gruba her yönden saldırdı. Grup birbirinden bir buçuk kılıç boyu ayrı duran dört kişi kalmıştı. Arkadaşları düşmüştü.

"Buraya kadarmış Duran, postumuzu ağır satalım." diye bağırdı bir savaşçı. İlk saldıran grup son güçlerle kaldırılan kılıçlarla doğrandı. Reklerin kılıcı savaşçılara değiyor ve savaşçıların dehşetli darbeleriyle düşüyorlardı. Tüm savaşçılar küçük küçük ama bir çok yara içindeydiler.

Duran bağırdı, "Onları beklemeyin, biz saldıralım. Bütün klanlar adına, karanlığa ölüm" diye haykırdı ve ileri atıldı. Aynı anda Reklerin başındaki büyücü onlarca okla düştü. Şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Okların geldiği yöne döndü. Var güçleriyle oklarını yeniden yaylarına yerleştiren Koşin ve otuz kadar arkadaşını gördüğünde, oklar yaylarından bir kez daha boşandı. Onlarca rek düştü. Koşin kılıcını çekerek, Rekleri işaret etti ve savaşçılarıyla atlarını yavaşça ve güvenle sürerek ilerlediler. Tüm Rekler korkuya kapılmış ve panik içinde silahlarını atmışlardı. Reklerin ortasından genç bir devzul ileri çıktı ve bir reki doğradı.

Keskin ve acımasız yılan tıslamasına benzer sesiyle, "Herkes silahını alsın sersemler!" diye bağırdı. Koşin atını doğruca devzulun üstüne sürdü. Kılıcını çekmişti. Arkasından okçular çalışıyordu. Ama devzul tüm oklardan kurtulmayı başardı. Aynı anda Koşin'in ve Duran'ın kılıçları önden ve arkadan ikiye biçti devzulu. İki savaşçının kılıçları birbirine çarptı ve dimdik durarak birbirlerine saygıyla baktılar.

Duran, "Bu kaçıncı oldu Koşin, seni her gördüğümde, ölümün gözlerine koşarken buluyorum kendimi, ve sen, son anda hep o gözleri oyup çıkarıyorsun."

"Zena seni gördü Duran ve buraya çıkan birliklerin haberini aldık. Seni yalnız bırakamazdık." Koşin ve savaşçıları dört savaşçıyla birlikte diğer Reklerin işini bitirdikten sonra zafer çığlıkları atarak sarmaş dolaş kucaklaştılar. Düşen arkadaşlarını gömüp, şafağı arkalarına aldılar. Güneş Kuzey Doğu’dan doğmuştu.