Shorhan

"Barbarlık Varsa Bilgelik de Vardı"

Ahmet Garip 'in fantastik romanı "Shorhan" ı online olarak okuyabilirsiniz

                             

Birinci Bölüm

"Bütün Aşklarda Sınanmadan Sevdana Sevda Demeyeceğim"

 

İkinci Bölüm

"İlahların Cezası
Vadi Yolunda Büyücülerle Savaş"

 

Üçüncü Bölüm

"Lacond Söylentisi"

 

Dördüncü Bölüm

"Koşin ve Duran Birliği"

 

Beşinci Bölüm

"Güney’in Kalbi Vadide Atıyordu"

 

Altıncı Bölüm

"Umut Doğar Umutsuzluktan, Bir Dost Gözü Görmeye Gör"

 

Yedinci Bölüm

"Kavga Sürüyor"

 

Sekizinci Bölüm

"Kader Kedersiz Aşılmamıştır Hiç "

 

Dokuzuncu Bölüm

"Sıcak Çayır Savaşı "

 

Onuncu Bölüm

"Düşüşlerin Habercisiydi Zaman"

 

Onbirinci Bölüm

"Vadideki Şüphe"

 

Onikinci Bölüm

"Tanrılar Ovası’nda Tarih Akıyordu"

 

Onüçüncü Bölüm

"Elçilere Zeval Olmaz"

 

"Ondördüncü Bölüm"

“Tarih Olur, Yiğitçe Bir Cesarete Denk Geldiğinde Zaman”

 

"Onbeşinci Bölüm"

“Sıra Bizde Ulular”

 

"Onaltıncı Bölüm"

“Hayat Dengeleri Gözetir”

 

"OnyedinciBölüm"

 “Yolcular Yolda Gerek, Sorumlular İyileştirsin Güney’in Yaralarını”

 

 

Dokuzuncu Bölüm

"Sıcak Çayır Savaşı "

                                                                              “Kader acıyı koymuşsa yolumuza duygular uyar buna. Yine de sınırsız keder çaresizlikle kardeşleşir”

Seyn ve ışıltılar içinde görünen Berf, yolun yokuş yukarı bölümünü arkalarındaki birlikle birlikte tüketip tepenin başına geldiklerinde durdular; ancak birliğin hareketi durmadı. Yol buradan sonra bir patikayla hafif bir inişe geçerek, kenarları sıkça çam ağaçlarıyla çevrilmiş düz bir çayırlığa iniyordu. Etrafı tepelerle çevrili ve rüzgârsız olduğu için kadim zamanlardan beri buraya Sıcak Çayırlık denirdi. yirmi savaşçı sol taraftaki tepeye, yirmisi sağ taraftaki tepeye ve kırk kadar savaşçı biraz daha açıktan ve atlarını daha hızlı sürerek, diğer kırk savaşçıyla durmakta olan Seyn ve Berf’in yanlarından geçip gittiler.

“Tam planladığımız gibi” dedi Seyn. “Çayırlığın başına tam zamanında vardık”

Berf de gülüyordu. “Evet Seyn, çok iyi bir zamanlama, ovamızda bir sözümüz vardır; "zaman tam denk gelmişse, kader de hedefe denktir ve ahenktir deriz.”

Uzun çayırlığın başından devzulların birliği hızla geliyordu. Seyn’i ve arkasındaki gücü fark ettiklerinde yavaşladılar, ama durmadılar. Seyn ve Berf’in arkasında kırk kadar savaşçı kalmıştı. Diğerleri ortada yoktu. Devzulların birliği, Seyn ve arkadaşlarını fark ettiklerinde yaptıkları ilk şey, disiplinli bir şekilde açılarak, ortalarını boşaltmak ve geniş bir yuvarlak şeklinde ilerlemek oldu.

Seyn, “Bunlar rek olamaz Berf, hem çok sakin ve disiplinliler, hem de her türlü tuzağa karşı hazır taktikleri var” dedi.

Berf gülerek, “Bakalım bizim tuzağımıza da hazırlıkları var mı?” deyip, patikadan aşağıya Seyn’le birlikte inmeye başladı.

Düzlüğe geldiklerinde kırk kişi omuz omuza duracak şekilde sıralandılar. Kara giysiler giymiş büyücüler birliği, hâlâ  yavaş ilerliyordu. Neredeyse uzun çayırlığın ortasına yaklaşmışlardı. Çayırlığın dört bir tarafı, sık çam ağaçlarının bittiği noktadan başlayarak tepelerle çevriliydi. Bu yüzden çayırlıkta rüzgâr dahi esmiyor ve yollardakinin aksine sıcak bir hava solunuyordu.

Kara giysili birlik, çayırlığın ortasına geldiğinde, Seyn ve Berf aynı anda ve aynı haykırışla kılıçlarını  kaldırıp,  “ileri” diye çığlık atarak dört nala atlarını sürdüler. Tüm atlılar yaylarını oklarına germiş, hızla büyücüler birliğinin üzerine doğru gittiler. Büyücüler birliğinin ortasında, farklı tonlarda ve farklı kumaşlardan yapılmış pelerin giyen üç devzul tepelerden bakıldığında rahatça görünüyordu.

Büyücüler birliği savaşçıların saldırıya geçmesiyle, hızlarını artırdılar ve dört nala kahkahalara benzeyen böğürmelerle saldırıya geçtiler. İki birlik birbirine 250  at adımı yaklaştığında, omuz omuza giden 40 savaşçı, yarı yarıya ve yavaş yavaş Seyn’in ve Berf’in arkasına düz bir hat oluşturdular.. Seyn sol tarafa, Berf sağ tarafa doğru atlarını açıp, çam ağaçlarına doğru sürmeye ve aynı anda yaylarını çalıştırmaya başladılar. Büyücüler bu saldırıya cevap vermek üzereyken, tam bu sırada diğer 40 savaşçı dehşetli haykırışlarla, büyücüler birliğinin arkasından dört nala, omuz omuza at sürmeye başlamışlardı. Aynı anda 20 kişi birliğin sağından, 20 kişi de solundan saldırıya geçtiler. İlk anda ne olduğunu anlayamayan büyücü ve devzullar  birliği, Seyn ve Berf’in ters yönde açılmalarına aynı yönde açılarak cevap verdiler. Ancak savaşçıların okları, her biri bir büyücüyü hedefleyerek gideceğine, 10 savaşçı büyük bir disiplin içinde aynı kara atlıya ok yağdırıyordu. Normal şartlardaki çatışmalarda bir büyücüyü diğer savaşçılardan ayıran en büyük özellik, oklardan rahatça kurtulmasıydı. Ancak aynı anda gelen on oktan kurtulmak devzullar için kolay olsa bile, bir büyücünün kurtulması zordu ve büyücülerin bunu hesaplamadığı belli oluyordu. Normal şartlarda, büyücü ile ancak kılıç kılıca gelindiğinde bir şans olabiliyordu. Bir büyücünün en önemli özelliklerinden biri ise, her birisinin müthiş bir kılıç ustası olmasıydı. Bu yüzden büyücülerle kılıç savaşına girmek için ya kahredici bir güce, akla, yüreğe ve kılıca sahip olmak gerekiyordu ya da aynı anda en az üç kılıcın büyücüye hamle yapmış olması.

Büyücü ve devzulların birliğine, savaşçılar henüz ikişer ok atmışlardı ve her ok birer büyücüyü hedeflediğinden, sekiz büyücü düşmüştü. Sadece bu bile büyücü birliğini şaşırtmaya yeterdi. Ancak dört taraftan birden, hızla üzerlerine ok yağdırarak gelen savaşçıların haykırışlarıyla iyice sersemlemişlerdi. Her yandan ok yağıyordu ve hiçbir savaşçı yerinde durmuyordu. Seyn ve Berf’in grupları üç ve dördüncü oklarını atar atmaz sağ ve sol tepelere doğru at sürdüler. Arka taraftan saldırıya geçen kırk kişilik grup ise, büyücüler birliğinin şaşkınlığının uzun sürmesinden dolayı altışar ok atmış ve dört nala Seyn ve Berf’in ilk harekete geçtikleri noktaya doğru, çayırlığın iyice açığına yönelerek, at sürdüler. Sağdan ve soldan saldıran diğer gruplar ise sadece ikişer ok atarak, arkadan saldırıya geçmiş, grubun ilk saldırı bölgesine doğru at sürerek uzaklaştılar. Bir süre sonra tüm atlılar gözden kayboldu.

Büyücüler ve devzullar çayırlığın ortasında darmadağın bir haldeydiler. Çok fazla kayıp vermişlerdi. Tam 40 büyücü yerde cansız yatıyordu. Böyle bir şey Güney’in tarihinde görülmemişti. Yaralılar bedenlerine saplanan okları çıkarmaya uğraşıyordu.  Üç devzul pelerinleri ve başlarındaki yılan maskeleriyle grubun ortasına doğru at sürerek korkunç çığlıklar attılar. Büyücülerin korkulu hallerinden onlara öfkelerini kustukları anlaşılıyordu.

Elinde uzun kılıcıyla bir devzul, en yakınındaki yaralı büyücüyü, çağrısına aynı çabuklukla cevap vermediği için ortadan ikiye ayırdı. O anda bütün tepelerden birden vadi savaşçıları büyücülerin kanını donduran çığlıklarla saldırıya geçtiler. Yaralı büyücüler kendilerini yerlere attılar. Diğerleri devzulların etrafında toplanmak için atlarını panikle mahmuzladılar. Bir yuvarlak oluşturup yüzlerini vadi savaşçılarına döndüler. Ve üç devzulun itelemesiyle yuvarlağın çapını biraz genişlettiler. Devzullarla birlikte toplam 52 kişi kalmışlardı. Kılıçlarını bırakıp at üzengilerinden bir çeşit makineye benzeyen yaylarını çıkardılar. Ancak bu yaylar dört nala at süren savaşçılar üzerinde pek de etkili olamıyordu.

 Büyücüler rek askerleriyle, köylerden bedel toplamaya gittiklerinde, köylülere, direnenlere ya da Vadi savaşçılarından yardım isteyen klanlara gözdağı vermek için kullanırlardı bu yayları. O kadar büyük ve ateşli okları vardı ki, bir eve atıldığında ya da ahıra, orayı, birkaç dakika içinde kül edecek yangınlar çıkarabilirdi. Ama sürekli yön değiştiren ve ok yağdıran savaşçılara ne yapılabilirdi ki.

Vadinin savaşçıları, ilk saldırıda büyücü birliğinin uzağından akmaları ve şaşkınlıklarından dolayı hiç kayıp vermemiş ve yaralanmamışlardı. Ancak yine de büyücülerin makine yaylarını çıkarmalarıyla, yüreklerinden karanlık rüzgârlar geçti ve hızları düştü. O yaylarla Vadi savaşçılarının hiçbirinin hoş anıları yoktu. Sadece evleri yakılıp yıkılan köylülere değil, Vadi savaşçılarına ve Güney halkına da acı ve kederden başka hiçbir şey hatırlatmazdı büyücü yayları. Öfkeye kapılarak hızlarını artırdılar.

 Savaşçılar çıldırmış bir çağlayan gibi akıyorlardı. Artık güvenli uzaklık diye bir şey yoktu. Büyücülerin ellerindeki yaylar mesafe diye bir şey tanımazdı. Seyn bunu hiç beklemiyordu. Planları aynı tarzla dört beş kez daha saldırıp geri çekilmekti. Bu yaylarla hiç hoş anıları yoktu. Seyn’in aklı ve gönlü yangınlarda çığlıklar içinde cayır cayır yanan çocuk sesleriyle dolmuştu.

 Diğer üç grup plandaki gibi büyücü birliğinin etrafına doğru açılmaya başlamıştı. Bu sırada fırlatılan büyücü okları düştükleri yerlerde yangınlar çıkarmış, savaş meydanının etrafı ateşler içinde kalmıştı. Tam o sırada Berf’in yanındaki savaşçı, dehşetli bir ateşle patladı. Oklardan biri isabet etmiş ve atından çok uzağa yanarak düşmüştü. Berf, hiçbir şey olmamış gibi, o oku yollayan büyücüyü hedef gösterdi ardındaki 20 savaşçıya. Büyücünün zafer çığlığı boğazında kalmış ve yirmi okun isabet ettiği bedeni kanlar içinde yere yığılmıştı.

Ama Seyn yanarak düşen savaşçıyı gördüğünde, atını doğruca büyücülerin üstüne sürmeye başladı. Ardındaki savaşçılar da peşinden gitti. Yayları bırakıp, kılıçları çektiler ve dört nala, sayıları epey azalan büyücülerin üzerine saldırdılar. Berf’in, “Yapma Seyn!” diye haykırdığını duymamıştı bile. 20 savaşçı son hızla, daire biçimindeki büyücülerin içine daldığında, ilk anda şaşkınlığa uğrayan ve gözleri fal taşı gibi açılan büyücüleri doğradılar ama üç devzul  da tam bunu bekliyorlarmış gibi, atlarının üzerinden sıçrayarak, kılıçlarıyla üç vadi savaşçısını doğradılar. Ve bunlardan biri de Seyn’di. Seyn ikinci büyücüye kılıcını sapladığında, bir devzulun kılıcı da Seyn’e girmişti. Diğer iki devzul da yanındaki iki savaşçıyı vurmuştu. Berf  ve grubunun okları, Seyn’i doğrayan devzulu, tam kılıcını Seyn’e sapladığı anda vurmuştu. Berf’in çığlığı, gözyaşı gibi akmıştı tepelerin arasından.

Gözlerinden durmaksızın yaş akan Berf, sert ve güçlü sesiyle, “Savaşçılar tepelere!” diye haykırdı. Tüm savaşçılar plana uygun olarak gitmeleri gereken yöne oklarını çalıştırarak gittiler. Seyn’in 20 kişilik grubundan ayakta kalan olmamıştı.

Seyn’in grubu düşmüştü ama düşerken de yirmiden fazla büyücüyü doğramışlardı. Büyücüler birliğinde öyle bir panik yaratmışlardı ki, yaylarını çalıştıran tüm diğer savaşçılar iki devzulu ve on altı kadar büyücüyü yok etmişlerdi.

Çayırlığın ortasında kala kala bir devzul  ve on üç büyücü kalmıştı. Ne yapacaklarını bilmez bir halde şaşkın ve dağınık atlarının paniğine eşlik ediyorlardı.

 Berf’in grubunda ise kendisinden başka 18 kişi kalmıştı. Ve hepsi yerlere çökmüş ağlıyordu. Berf atının üstündeydi ve gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Yüzünde tek bir ifade kalmamıştı. Dehşetli bir çığlık attığında, hem tüm vadi savaşçılarının, hem de çayırlığın ortasındaki büyücü takımının kanları dondu.

Daha sonra Berf, ancak savaşçıların duyabileceği bir sesle, “Ateşte yürüyüp yanmayanlar adına! güzel ezgilerde, dokunaklı ve umutlu sözlerde, çok şey söyleyen bakışlarda hatırlanacaksın” diye mırıldandı ve devam etti. “Ağıt zamanımız olacaktır bol bol ve ateşi söndürmek için yüreklerimizde yeterince nefesimiz. Gözyaşları rahat rahat akacak pınar sessizlikleri bulacaktır, gelecek arındıracaktır hepimizi acı ve kederden” sesi giderek bir haykırışa dönmeye başlamıştı. “Ama şimdi hesap zamanıdır, kan ve intikam” kılıcını çekip, büyücüleri hedef göstererek haykırmaya devam etti. “Ey zamanın efendileri, kader de sizindir, yollar da, kapılar da sizindir; açılan ve kapanan, ama şimdi benim olan tek şey intikam, ister al canımı, ister cezalandır, zamana kılıç kaldırmaksa al işte alnının ortasına!” dedi ve atıyla ve arkasındaki savaşçılarla, sanki uçar gibi çayırlığın ortasına akmaya başladı. Berf’in çığlığını duyan diğer tepelerdeki savaşçılarda rüzgâr gibi oraya akıyorlardı.

 Devzul, büyücülerden çok daha fazla korkmuştu. Bütün güneyde ilk kez görülen bir şey oldu. Devzul  önce kendi silahını attı  ve sonra tüm büyücülerin silahlarını ellerinden alarak onları yere yatırdı. Kendisi de ellerini havaya kaldırıp, diz çökerek teslim olduğunu gösteren sesler çıkarıp, hareketler yapmaya başladı. Tüm savaşçılar yaklaştığında durdular, bir tek kişi hariç. Elinde kılıcıyla Berf, devzulun  yanından geçerken kellesini ayırdı gövdesinden. Kılıcını kınına sokup, yayını çıkardı ve atının üstünde ayağa kalktı. Yerde yatan büyücüleri oklarıyla yattıkları yere mıhladı. Sonuncusu kaçarken, atıyla yaklaştı, saçlarından kavradı ve onu çayırlıkta, sürükleyerek paramparça ettiğinde, gözyaşları tekrar yanaklarına doğru süzülmeye başladı.

Atından inip Seyn’in yanına gitti. Başını ellerinin arasına alıp dizine dayadığında, Seyn’in gözleri hâlâ açıktı ve çok güçsüzde olsa nefes alıyordu. Bütün savaşçılar, Seyn’in yaralı arkadaşlarını kontrol ediyorlardı. Seyn’le birlikte sekiz nefes alan savaşçı için sedyeler yaptılar. Seyn sessizce fısıldadı Berf’e, “Kader acıyı koymuşsa yolumuza duygular uyar buna. Yine de sınırsız keder çaresizlikle kardeşleşir. Aklımız ve gönlümüz çaresizleşir nasırlaşarak. Zamanın yükünü yüreğine çektirme. Rahatla biraz” Berf, Seyn’in elini tutmuştu. Gözyaşları azaldı. “Zamanlar, gönlüne göre çağlasın, zaaflarımızı zamanında gidersin” dedi fısıltıyla. Belindeki kuşakla birlikte, savaşçılara buldurduğu otları ufalayıp Seyn’in yarasına sardı.

Atlılar yola çıktığında Vadi yolunda 98 sağlam, 8 yaralı savaşçı vardı. Bir savaşçı Vadi’ye ulak olarak gönderilmişti. 13 savaşçı ise düşmüştü. Hüzün çok büyüktü. Ama Güney’in tarihinde ilk kez sırf büyücülerden ve devzullardan oluşmuş bir birlikle savaşılmıştı. Ve elde edilen başarı bir mucize gibiydi.

 

Vadi’de rüzgârın sertliği biraz yumuşamış gibiydi. Alamoon, bilgeleri daha dikkatle ve daha rahat bir nefesle dinliyordu sanki.